Ana Sayfa | Site Ağacı | Arama  
   Ana Sayfa




 


Ünlü Kişiler ve Eserleri

Yunus Emre: Hak ve halk şairi Yunus Emre, 1240 (Hicri 638) yılında Eskişehir’in Mihalıççık ve Sivrihisar ilçeleri arasında kalan ve bugün kendi adıyla anılan Sarıköy’de doğmuştur. Pek çok önemli şiirini içinde bulunduran Risalet-ün Nushiyye isimli mesnevisini 1307 – 1308 (Hicri 202) yıllarında yazdığı anlaşılmaktadır. Şiirlerini bir araya getiren Divan’ı ölümünden sonra sevenleri tarafından düzenlenmiştir. Şiirlerinden Mevlana Celalettin Rumi’nin çağdaşı olduğu, onu tanıdığı, toplantılarına katıldığı ve kendi deyişiyle onun ‘ görklü nazarından ‘(güzel ve gösterişli bakış açısından) ilham aldığı anlaşılmaktadır. 1320 (Hicri 270) yılında Sarıköy’de vefat eden Yunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti’nin son yılları ile Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarına denk düşen önemli bir dönemde yaşamıştır. Türk-İslam halk düşüncesinin en önemli yapı taşlarından birisi olan Yunus Emre, şiirlerinden de anlaşıldığı üzere, Mevlana, Ahmed Fakıh, Geyikli Baba ve Seydi Balum ile de çağdaştır. Mezarı Eskişehir Sarıköy’dedir. Demiryolu hattı, mezarının yakınından geçmesi nedeniyle 1946’da yeni bir mezar ve anıt çeşme yapılmaya başlanmış, naşı 1949’da buraya taşınmıştır. 1964’te başlayan son mezar yeri inşaatı 1970’te bitirilmiş ve naşı tekrar taşınan Yunus Emre, o tarihten beri bu anıt mezarda yatmaktadır.

Nasreddin Hoca: Türk-İslam kültürünün büyük bilgesi ve gülmece ustası Nasreddin Hoca, 1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı, adı sonradan ‘Nasreddin Hoca Beldesi’ olarak değiştirilen ‘Hortu’ köyünde doğdu. Babası Abdullah Efendi, annesi ise Sıdıka Hanım’dır. Nesreddin Hoca, ilk bilgilerini din görevlisi olan babasından öğrendi. Daha sonra Sivrihisar ve Konya medreselerinde öğrenim gördü. Kendi köyünde ve Sivrihisar’da imamlık ve vaizlik yaptı. Bilgisini artırmak amacıyla daha sonra Akşehir’e gitti. Burada Seyyid Mahmut Hayrani, Seyyid Hacı İbrahim Veli gibi devrinin tanınmış bilgin ve arif kişilerinden dersler aldı. Öğrenimini bitirdikten sonra Akşehir’e yerleşti. Asil görevi hocalık olmasına rağmen, katiplik, müderrislik, kadılık, mahkemelerde bilirkişilik de yaptı. Kimi zaman geçimini çiftçilikle, bahçıvanlıkla, pazarcılıkla kazandı. Durumun böyle olmasında Hoca’nın bir halk adamı olarak yaşamak istemesinin yanı sıra devrin ekonomik şartlarının da etkisi vardır. Hocanın ilk evliliği Akşehir’de olmuştur. Hoca, bu hanımının ölümünden sonra ikinci defa evlenmiş ve bu evlilikten Fatma isimli bir kızı olmuştur. Hoca’nın diğer bir kızı ise Dürri-i Melek Hatun’dur. Fıkralarından bir de Ömer isimli oğlu olduğu anlaşılmaktadır. Nasreddin Hoca, 1284’de 76 yaşında iken Akşehir’de vefat etti ve Akşehir’in en eski Selçuklu mezarlığına gömüldü. Mezarı, daha sonra türbe haline getirildi. Unesco, 1996 yılını Nasreddin Hoca Yılı olarak ilan etti. Çeşitli etkinlikler, özel yayım ya da dergilerin özel sayılarıyla kutlanan yıl kapsamında, ülkemizde sempozyumlar düzenlendi:

Seyyid Battal Gazi: 8. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen ve hakkında çeşitli inanışlar bırakmış bir liderdir. Farklı kaynaklarda etnik kökeni Türk, Arap veya Anadolu yerli halkından olarak belirtilmiştir. Babası Arap kökenli ve annesinin Adıyaman(?) kökenli olduğu halde, kendisinin Malatya'da doğduğuna ve yetiştiğine yeterince kaynak var. Doğduğu ve yaşadığı evin yeri halen mevcuttur. Yıkıntı halinde korunmaktadır. Uzun yıllar halka yemek dağıtılan hayrat yeri olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde bahsedilmektedir.

Battal Gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir.

Battal Gazi Destanı'nda ve halk hikayelerinde, Emeviler zamanında Arap ordusuyla birlikte İstanbul'u kuşattığı anlatılmaktadır. Kuşatma hem denizden hem karadan yapılmış, fakat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Destanda Battal'ın düşmanı, Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında İstanbul'a geçerek imparatorluğunu ilan eden İmparator Leon'dur. Arap tarihinde II. İstanbul kuşatmasının tarihi (717-718) olarak belirtilmektedir. Bizans tarihindeki veriler de bu tarihi doğrular niteliktedir. Ayrıca Bizans tarihinde İmparator III. Leon'un tahta çıkma tarihi 717 olarak belirtilmiştir, bundan dolayı destandaki Leon'un İmparator III. Leon olma olasılığı üzerinde durulmaktadır. Destanda Battal Gazi'nin kuşatma sırasında yirmili yaşlarında olduğu söylendiği için, Battal Gazi'nin doğum yılının (690-695) civarı olmasının olası olduğu düşünülmektedir. Battal Gazi'nin ölüm yılının 740 olduğunda tarihçiler mütabakata varmışlardır.

740 yılında Eskişehir'in Seyitgazi ilçesi yakınlarında savaşta aldığı yara sebebiyle şehit olmuştur. Anadolu'da İslam’ın yayılmasına büyük katkıları olmuştur.

Şeyh Sücaeddini Veli : Hacı Bektaşi Veli Halifelerinden olup, yaşadığı tarihler bilinmemekle birlikte türbesinin 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim zamanında Mürvet Ali Paşa tarafından yaptırıldığı kesindir. Bir adı da “Varlıklı Sultan” dır. Horasan’dan geldiği ve Anadolu’da birçok yer gezdikten sonra Seyitgazi İlçesi Arslanbeyli Köyüne yerleştiği söylenir. Sekizinci İmam Rıza soyundan, dünyadaki dört Veli’den birisi olarak kabul edilmektedir. Külliyesinde kendisi dışında Mürvet Ali Paşa Türbesi, aşevi, cem evi gibi bölümler vardır. Adına her yıl Haziran ayında şenlikler düzenlenir.

Dursun Fakih :      Karaman’da doğmuş, Şeyh Edebali’nın öğrencisidir. Dursun Fakih; tefsir, hadis, fıkıh  bilimlerini okumuştur. Osmanlı Devletinin kuruluşuna şahitlik etmiş bir Türk Bilginidir . Şeyh Edebali’nın kızını alarak damadı ve Osman Gazi ile de bacanak olmuştur.

     28 Eylül 1299 yılında Karacahisar fethedildikten sonra, Osman Gazi adına Cuma Hutbesini okuyup, Cuma Namazını kıldırmıştır. Böylece, hem Osman Gazi’nin hür ve tam İstiklal sahibi bir Devlet Başkanı olduğunu, hem de Osmanlı Devletinin İstiklalini dünyaya ilan etmiştir.

    Dursun Fakıh, Osmanlı Devletinin ilk imam-hatibi ve ilk kadısı olma şerefine elde etmiştir. “Gazavetname” adlı bir eseri bulunmaktadır. Anadolu’da milli birlik ve milli kültür birliğinin oluşmasına hizmet eden bir Türk Büyüğüdür.1327 yılında vefat etmiştir.

Şeyh Edebali: (1206 - 1326) شيخ ادب علي, Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında yaşamış bir İslam ilahiyatçısı-din bilgini, Ahi şeyhi, Osman Gazi'nin kayınpederi ve hocası, Orhan Gazi'nin dedesi bir anlamda da sonradan imparatorluk olacak Osmanlı Devleti'nin fikir babasıdır.

Ciddi kaynaklara göre, aslen Karamanlı’dır. İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şam’da tamamlamıştır. Tefsir, hadis ve özellikle İslam hukukunda uzmanlaşmıştır. Mevlana gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulunmuştur. Tasavvuf yoluna girdiği, Baba İlyas halifelerinin ileri gelenlerinden olduğu belirtilmektedir. Doğum tarihi kesin olmamakla beraber, 1206 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir.

Alim, faal, varlıklı, çevresi için örnek teşkil eden bir kişi olan Şeyh Edebali, Eskişehir yakınlarında İtburnu denilen köyde yaşar, yaptırmış olduğu zaviyede öğrenci yetiştirir ve halkı aydınlatırdı. Bilecik’te bir dergah yaptırmış, Osman Gazi'yi de birçok defa burada misafir etmiştir.

Rivayete göre, Osman Gazi’nin dergahta bulunduğu bir gece, rüyasında Şeyh Edebali'nin göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç bitip dallarının alemi kapladığını, altından birçok nehirlerin çıkıp insanların bu sulardan geçtiklerini görmüştü. Sabah olup rüyayı anlatınca, Şeyh Edebali rüyayı şöyle tabir etmiştir:

"Sen, Ertuğrul Gazi oğlu Osman, babandan sonra bey olacaksın. Kızım Malhun Hatun la evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur. Sizin soyunuzdan nice padişahlar gelecek, ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar, Allah nice insanın İslam'a kavuşmasına senin soyunu vesile edecektir."

Gerçekten de öyle olur, altı asırdan fazla devam edecek olan bir imparatorluğun temelleri Osman Gazi ile atılır ve bunun ilk müjdecisi Şeyh Edebali olur.


1326'da 125 yaşlarında Bilecik’te vefat etmiş, dergâhının yanında gömülmüştür.

Eskişehir’de de adına bir türbe yapılmıştır. Vefatından bir ay sonra kızı, dört ay sonra da damadı Osman Gazi vefat etmiştir.

Hızır Bey: (1407-1459) : Nasreddin Hoca’nın torunu olan Sivrihisar Kadısı Müderris Celaleddin Emin Arif’in oğludur. 6 Ağustos 1407 yılında babası Sivrihisar’da kadı iken dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini babasından aldıktan sonra Molla Yegan’ın Bursa Medresesi’nde verdiği derslere devam etmiştir. Tahsilinin ardından tekrar Sivrihisar’a dönen Hızır Bey, Sivrihisar’da müderrislik ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Orada bulunduğu süre içerisinde Kurşunlu Mahallesi’ndeki evini okul yapıp vakfa bağışladı. Fatih Sultan Mehmet, fetih öncesinde Edirne’de katıldığı bir toplulukta bir Arap bilgininin sorularının yanıtlanamadığını görünce çok kızar, adamlarına bu bilgine cevap verecek bir alim kişi bulmalarını söyler. Hızır Bey’i bu iş için uygun bulan görevliler onu bulup ikna ederler ve Hızır Bey Edirne’ye bir sipahi kılığında gelir. İlk bakışta görünümünden dolayı Hızır Bey’i küçük gören Arap bilgin sorduğu bütün sorulara cevap alınca oldukça şaşırır. Hızır Bey’in sorusuna ise bu bilgin cevap veremez ve yenilmiş olur. Bu duruma oldukça sevinen Fatih, Hızır Bey’i Bursa Sultaniye Medresesi baş müderrisliğine, ardında da Edirne Medreseleri’nin baş müderrisliğine getirir. İstanbul’un fethine bir sipahi olarak bizzat katılan Hızır Bey, fethin ikinci günü F.Sultan Mehmet’çe İstanbul Kadılığı’na ve Belediye Başkanlığı’na getirilir. İyi bir hatip olmasının yanında üç dil ile şiir yazabilecek bilgiye de sahiptir.

Sinan Paşa : Hızır Bey’in oğludur. 1437 yılında Sivrihisar’da doğmuş, tahsilini babasından tamamlayıp çocuk denecek yaşta icazet almıştır. Genç yaşta Fatih Sultan Mehmet tarafından Edirne Medresesi’ne baş müderris tayin edilmiştir. Vezirlik rütbesiyle İstanbul’a getirilerek(1470) F.Sultan Mehmet’e müsahip ve hoca oldu. Bir süre sonra kendisini çekemeyenlerce aleyhinde söylentiler çıkarıldı. Sonunda Fatih’in gözünden düşürülen Sinan Paşa, vezirliği de elinden alınarak hapse atılmıştır. Bu olaya karşı olan, İstanbul’da hatırı geçen ulema paşanın serbest bırakılmasını aksi takdirde topluca memleketi terk edeceklerini padişaha bildirmeleri üzerine Sinan Paşa hapisten çıkarılarak Sivrihisar Medreseleri’nin baş müderrisliğine kadılık görevi verilmek üzere sürgün edildi. Fakat Sinan Paşa’nın düşmanları Fatih’e baskı yaparak, Sinan Paşa’nın deli olduğunu söyleyerek İznik’ten geri çevirttiler ve aynı cezaya maruz kalmasına neden oldular. Tekrar aynı tepkilerle karşılaşılınca Sinan Paşa yeniden serbest bırakıldı. Sadık öğrencisi Molla Lütfü ile Sivrihisar’ın yolunu tutan Sinan Paşa, beş yıl burda baş müderrislik ve kadılık yaptı. Bu esnada babasının yaptırdığı Hızır Bey Kütüphanesi’ni geliştirdi. Ardından da kendi adıyla anılacak kütüphaneyi kurdu. II.Beyazıd padişah olunca Sinan’a vezirlik rütbesi iade edilerek Edirne Medresesi’ne baş müderris tayin edildi. Edebi eserlerinin birçoğunu burada yazmıştır. En önemli eseri Tazarruname (Yalvarma) dır.

Aziz Mahmud Hüdayi : 1453/1536 yılında Sivrihisar’da doğdu. Asıl ismi Mahmud olup Aziz ismini biyografi müellifleri hürmet ifadesi olarak kullanmışlardır. Hüdayi ise şiirlerinde kullandığı mahlastır ve şeyhi Üftade tarafından verilmiştir. Bir süre zamanın meşhur kadılarından Nazırzade’nin mahiyetinde çalıştıktan sonra dört yıl otuz akçe maaşla Bursa’da kadılık yaptı. Şeyhi Üftade’nin yanında ilmini ve bilgisini artırarak kemal mertebesine ulaştı. Ardından Büyük Mahkeme diye adlandırılan Cami’i Atik mahkemesinde kadılık yaptı. Bunun dışında Edirne Selimiye Medresesi, Mısır ve Şam kadılıklarında da bulundu. Türkiye’deki sünni tarikatlardan Celvetiyye tarikatının kurucusudur. Nefsini köreltmek amacıyla sırıklara takılı ciğer sattı, kendisinin ve ailesinin nafakasını bu şekilde temin etti. Hüdayi, ailesi ile birlikte Sivrihisar’dan ayrılarak Üsküdar’a yerleşip bir müddet inzivaya çekildi. On beş yıllık inziva hayatından sonra Fatih Camii’nde Cuma vaizliği, müfessirlik ve muhaddislik yaptı. Aziz Mahmud Hüdayi’nin bestelenen şiirlerinden birçoğu halen çalınıp söylenmektedir. 1623/1628’de vefat eden şairin otuza yakın eserlerinden bazıları şunlardır: Tarikatname, Tarikat-ı Muhammediye, Nectül Garik, Cami’ül Fezail, Külliyat-ı Hüdayi, Nefais’ül Mecalis, Vakıat, Kami’ur Reza’il, Miftahus Salat Mirkatün Necat, Nasaih, Habbet’ül Muhabbe...

Seyh Baba Yusuf : Sivrihisar’da doğmuştur. Doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi yokken ölüm tarihi kimi kaynaklarda 1507 olarak gösterilmiştir. İlk tahsilini babasının yanında yapmış, daha sonra Sivrihisar medreselerinin en ünlülerinden biri olan Selçuk Medresesi’nde eğitimini tamamlayarak icazet almıştır. Bayramiye tarikatına mensuptur. Arapça’yı ve Farsça’yı ana dili gibi bildiği yazmış olduğu eserlerinden anlaşılmaktadır. Hattatlıkta da usta olan Yusuf, II.Beyazıd’ın yaptırdığı Beyazıd Camii Şerifi’nin ilk Cuma ve Kürsü vaizidir. Hicri 898 yılında bitirip, ibadete açtığı Sivrihisar Kurşunlu Camii dikkate alınması gereken önemli bir eserdir. Mevhub-u Mahbub isimli bir kitabı bulunan Şeyh Baba Yusuf’un mezarı İstanbul Eyüp Sultan’dadır.

Pir Mehmet : Tarikat edebiyatımızda Pir Mehmet adlı iki şair vardır. Bunlardan birincisi 16. asır şairi Pir Sultan Abdal’ın oğlu Mehmet’tir. Hayatı ve şairliği menkibevi bilgilere dayanmaktadır. İkincisi 19.asırda yaşamış bir şairdir. Mehmet Tevfik Oytam’a göre Abdülmecid ve Abdülaziz devirlerinde Eskişehir Seyyid Gazi Tekkesi Postnişinliği’nde bulunmuş, kendisinden sonra yerine oğlu şair İlhami Dede geçmiştir. II. Mahmut devrinde de yaşamıştır. (Adı geçen Hacı Bektaş Kütüphanesi Derviş Eşref Mustafa tarafından 1258 tarihinde kaleme alınmıştır.) Pir Sultan Abdal’ın oğlu ile isim, kısmen inanç ve zihniyet beraberliğinden başka ilgisi bulunmamaktadır. Bektaşilik prensiplerini ve zaman zaman ferdi duyguları hece ve arız vezinleri ile kaleme alan Pir Mehmet ve oğlu Ali İlhami Dede’nin zamanımıza kadar yaşama şansı hiç şüphesiz bağlı oldukları Bektaşi tarikatından gelmektedir. Uzun yıllar Bektaşi tekkelerinde okunan şiirleri şöhretlerinin yayılmasına sebep olmuştur.

İlhami Dede : Seyit Battal Gazi Külliyesi’de yetişmiş eski dönem halk ozanlarındandır. Eserlerinden ancak sınırlı bir kısmı günümüze ulaşmıştır.

Genç Abdal : Henüz ana adını bile bilmediğimiz Genç Abdal’ın İstanbullu olduğu, 19. yüzyılın ikincı yarısında yaşadığı sanılmaktadır. Sardazam Yusuf Kamil Paşa’nın yanında divan katipliği yapmıştır. Hece ve aruz vezniyle yazdığı altmış kadar nefesi(deyişi) vardır. Sadrazam Yusuf Kamil Paşa’nın zevcesi Zeynep Hanım ikrarbent olmak için Süceattin Veli Şeyhleri’nden Şeyh Şücea Dede’yle Pir Mehmet’i İstanbul’a çağırmış, günlerce konağında misafir etmiştir. Bütün İstanbul alevileri akın akın şeyhleri görmeye, hayır duaları almaya, sohbet etmeye konağa gelmişler, bunların arasında saray katibi Genç’de gelmiştir. Dedelerden defalarca kendisini ikrarbent yapmalarını istese de dedeler bunun erken olduğunu, önce yanıp yakılmasının, pişmesinin gerektiğini söylerler. Dedelerin Eskişehir’e dönmeleri yaklaşınca Katip Genç dedelere yine yalvarır. Bu defa dedeler İstanbul Muhipbanları’nın da kefaletini alarak ikrarbent yaparlar ve mürşitler(dedeler) dönerler. Genç Abdal da hanımından rıza ister ve memuriyetten feda eder. Dedelerle birlikte Seyit Battal Gazi Dergahı’na gelir. Beş sene burada kalır. Pir Mehmet ölünce Seyit Sultan Şüceattin Veli Dergahı’na gelir. Bu arada dergahta şair Ali Rıza Hadi vardır. Genç Abdal bu kişiye gönülden bağlanmıştır. Sonraları Zeynep Hanım, Ali Rıza’yı saraya davet etmiş, daveti kabul eden Ali Rıza Hadi, Genç Abdal’ı yanına almıştır. Zeynep Kamil Hanım tuttuğu defterde Genç Abdal’ın nefeslerine yer vermiş, ondan övgüyle bahsetmiştir. Zeynep Kamil’in oturduğu konak bugün hastane olarak kullanılmaktadır.

Mustafa Şükrü Baba : 1873 yılında Seyitgazi’de doğmuştur. İlhami Dede’nin torunu olup külliye eğitimi almıştır. Seyit Battal Gazi Külliyesi’nin 65. şeyhidir. Yunanlılar’ın Eskişehir’i işgali zamanında ocağını başarıyla savunmuştur. 1946 yılında vefat eden Mustafa Şükrü’nün mezarı Eskişehir’in Yukarı Mahalle kabristanındadır. Mevhud-u Cenab-ı İmam-ı Ali, Seyit Battal Gazi ve İlhami Dede Divanı ve Mustafa Şükrü Divanı tesbit edilen eserleri arasındadır.

Nihat Aşar : 1928 yılında Eskişehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu İzmir’de okudu. 1946 yılında İzmir Atatürk Lisesi’nden, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Valiliği’nde Kaymakamlık stajına başladı. 1953 yılı başlarında Eskişehir’e bağlı Mihalıççık Kaymakamlığı’na atanan Aşar, 1956 yılında ise Gerze İlçesi Kaymakamlığı’na atandı. Üç yıl sonra Kızılay Genel Merkezi’nde Teşkilat ve İçtimai Yardım Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Görevi süresince çeşitli üst kademelere de yükselen Aşar, 1977 yılında kendi isteğiyle emekli oldu. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. Türkiye’de yayımlanan önemli birçok dergi ve gazete ile edebiyat ansiklopedilerinde kendisine ve eserlerine yer ayrılmıştır. 1961 yılında Kızılay dergisini çıkarmaya başlamış uzun bir süre de derginin yazı işleri müdürlüğünü yürütmüştür. Aşar, ayrıca İdarecinin Sesi, Mülkiyeliler Birliği, Çaba Sanat ve Sümerbank adlı dergi ve gazetelerin yayımlanması aşamasında çeşitli görevlerde bulundu. Memuriyetinin ardından bir süre Bulvar gazetesi Ankara Bürosu’nda, bir süre de Tercüman gazetesi İzmir Bürosu’nda çalışmıştır. Yurtiçi ve yurtdışındaki çeşitli gazetelerde edebi ve mesleki konularda makaleleri yayımlanmıştır. Ankara’daki Adam, Bir Dünya İstiyorum, Aydınlık ve Nasıl Geçti Habersiz adlı dört şiir kitabıyla bir inceleme kitabı vardır. Birçok şiiri bestelenmiş, plak ve kaset yapılmış, çeşitli ödüller almıştır. Özellikle Nasıl Geçti Habersiz adlı şiirinin Teoman Alpay tarafından hicaz makamında bestelenmesinin ardından şiir büyük bir üne kavuşmuş, 1971 yılında Milliyet gazetesince o yılın en sevilen şarkısı seçilmiştir. 

Recep Bilginer : 1922 yılında Adana’da doğdu. Gazeteciliğe 1945 yılında Eskişehir’de başladı. Sesışık, Hamle, Türke Doğru gibi pek çok Eskişehir gazetesine yazı verdi. Eskişehir’de Politika gazetesini ve Düşünce dergisini çıkaran Bilginer, İstanbul’da da Akın(1951), Hakikat’i Tasvir(1961-63) gazeteleri ile Yeni Çağ dergisini çıkardı. 1950-1955 yılları arasında İstanbul Belediye Meclis Üyeliği ve Daimi Komisyon Üyeliği yaptı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Tiyatro Yazarları Derneği gibi birçok kuruluşta görev yaptı. İlk piyesi Gazeteciden Dost, 1961’de Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi. Kimi Şehir Tiyatroları’nda, kimi de Devlet Tiyatroları’nda sahnelenen oyunlarından bazıları şunlardır: İsyancılar, Ben Devletim, Yunus Emre, Kıskanç, Lale Bahçesinde bir Şair...Şiir yazmaya 1944 yılında başlayan Bilginer’in kitapları ise : Beyşehir ve Düşüncedir(Yazılar), Hapisliğim(Anılar) ve Bir Zamanlar(Şiir)’dır. Yunus Emre oyunuyla Kültür Bakanlağı’nın en iyi yazar ödülünü, Savaştan Barışa, Aşktan Kavgaya oyunuyla da Atatürk Araştırma Merkezi sanat ödülünü kazanmıştır.(1998)

Prof.Dr.Mehmet Kaplan : 18 Mart 1915 de Sivrihisar’da doğdu. İlkokulu Sivrihisar’da okudu. Orta ve lise tahsilini Eskişehir’de tamamladı. Edebiyat öğretmeni Cemal Duru’nun önemli etkisi ile Yüksek Muallim Mektebi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandı. Mezun olduktan sonra Almanya’ya gitti.1944’de doktor, 1949’da doçent ,1953’de de profesör oldu. Erzurum Üniversitesinde kurucu hocalar arasında yer aldı. 1960’da İ.Ü.Ed. Fak. görev aldı. 1962’de Türk Dili Edebiyatı Bölüm Başkanlığına getirildi. 1981 yılında Türkiye Milli Kültür Vakfınca Milli Kültüre Hizmet Şeref Madalyası verildi.1983’te Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu üyeliğine seçildi. 1986 yılında vefat etti. Eserleri:

Namık Kemal Hayatı ve Eserleri(1948), Tevfik Fikret ve Şiiri(1946), Şiir Tahlilleri(1953), Akif Paşa’dan Yahya Kemal’e Kadar(1954), Cumhuriyet Devri Türk Şiiri(1965), Tanpınar’ın Şiir Dünyası(1963),Hikaye Tahlilleri(1979),Köroğlu Destanı(derleme)1973






 



 

Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.
Bu sayfa 12332 kez gösterilmiştir.